İŞGAL ALTINDAKİ İSTANBUL'DA FRANSIZ KARARGAHI

15.12.2018

Bugün de kentimizi işgal altında hissettiğimizden midir nedir, İstanbul’un İşgal dönemi (1918/20 - 1923) pek bilinmez, yazılmaz. İşgal son nefesini vermek üzere olan Osmanlı İmparatorluğu’nun iflasının tescili gibidir. Bir anda kent İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan Ordusu’na mensup asker ve subaylarla dolar.

Yaşananları tasvir bile etmek mümkün değildir. Rezaletler dört bir yanda diz boyudur. Bu it sürüsünün barınması, yaşamlarını idame ettirmesi için modern bina ve konut son derece azdır. Hoşlarına giden, beğendikleri evlerde, binalarda yaşayanları apar topar dışarı atıp, evlere ve binalara el koyarlar. Binamız IV Vakıf Han’a gelirsek;  Mimar Kemalettin bey tarafından Vakıflara bağlı olarak o bölgedeki ofis ihtiyacını karşılamak için 1916-1926 yıllarında planlanır ve inşa edilir. İnşasının bu denli uzun sürmesinin nedeni I Dünya Savaşı sırasında başlayıp, Kurtuluş Savaşımızı da içine alan dönemde tamamlanmaya çalışılmasındandır. Bir de yazının başında bahsettiğim İstanbul’un İşgali dönemi vardır ki; bina o dönemde henüz tamamlanmamış olmasına rağmen işgalin göbeğinde kalmış ve önemli olaylara tanıklık etmiştir.

Kente gelen küstah Fransız İşgal güçleri komutanı adeta Fatih Sultan Mehmet’e nazire yaparcasına önde beyaz at üzerinde kendisi, arkasında da çakalları Beyoğlu’nu boydan boya kateder ve adeta kenti yeniden fetheder. Padişah ve kent halkı direnmez ama İstanbul kendilerine barınma imkanı vermeyerek bir nebze de olsa nefs-i müdafaa yapar ama başarılı olamaz. Fransız orduları kentilerine karargah olarak henüz tamamlanmamış, inşaat halindeki bu binayı seçerler ve el koyarlar. Adına da “Castern Viktor” derler ve kapısına kocaman bir levha asarlar. Bu utanç Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman vatan evlatlarının yılmaz mücadelesi ile son bulur. Sonrasında bina bir çok iş için kullanılır. Bendeniz bina ile 1980’li yılların ikinci yarısında meraklı bir üniversite talebesi iken tanıştım. Bir masanın etrafında çantalar açılır, hisseler ve para el değiştirirdi. Bunun da adı menkul değerler borsasıydı. Sonra borsa Karaköy’deki (o günlere göre) modern binasına taşındı. Orası daha modern bir bina idi ama seansa elimizi kolumuzu sallayarak girer, borsa tahtalarına 2-3 metre kadar yaklaşır, işini heyecanla yapan borsacıların bağrış, çağrışına tanıklık ederdik.  

Oğuz Otay

Oğuz Otay

Geziyoruz; öğreniyoruz ve eğleniyoruz...

devamı

Yorum Yaz

CAPTCHA code